** BİR FIKRA **

Fıkra No..:829 Fıkra Adı..:Balık tutmanın sırrı Tarih..:6/29/2010


Ali ile Veli erken erken balığa çıkar. Saatlerce oltalarına hiç bir balık takılmaz. Geriye dönmeye hazırlanırken bir sandal yaklaşır, içinde yaşlı bir kadın vardır, oltasını atar ve hemen kocaman bir balık tutar hafifçe gülümser ve gider. Ertesi gün aynı şey tekrar eder onlar saatlerce hiç birşey tutamazken kadın gelir hemen kocaman bir balık tutar gülümser ve gider. Ali dayanamaz ve üçüncü gün yaşlı kadına sorar:
- Hanımefendi acaba sizin sırrınız nedir?
-Kadın cevap verir: Ben evden ayrılmadan önce kocamın organını yokluyorum. Eğer sola bakıyorsa oltamı sola atıyorum eğer sağa bakıyorsa oltamı sağa atıyorum.
-Arkadaslardan biri merak içinde sorar: Ya ileriye bakıyorsa ne yapıyorsunuz?
-Kadın gülerek cevap verir: O zaman balığa cıkmam, evde kalırız.


Kategori..:+18 Puan..:5.281

Oy Ver.....:        Bu Fıkra İçin Oy Ver. 1-En Kötü  10-En İyi

Bu fıkrayı Email adresine,
Gönderen (Ad Soyad)  

** GÜNÜN SÖZÜ **

En olmayacak yerde
En olmayacak zamanda
En olmayacak olay
Her zaman ve her yerde olabilir.

** BİR KARİKATÜR **

**FIKRA GİBİ**

Fıkra Gibi No..:6 Fıkra Gibi Ad..: Düzen


Ecevit 1997 yılı seçim kampanyasında konuşuyor: "Bu düzen değisecektir" Bir vatandaş bağırmış: "Düzen hayatından memnun; düzülen ne zaman değişecek?"

     

** BİR HİKAYE **

Hikaye No..:17 Hikaye Adı..: Kimsesiz


Her şeyin var olduğu dünyamızda kocaman bir boşluğun içinde olan çocukların neler yaşadığını hiç düşündünüz mü? Daha bir aylık, iki, üç, beş aylık bebekler... Her şeyden habersiz... Sosyal
-kültürel veya ekonomik... Nedeni ne olursa olsun, etrafımızdaki tiner çeken, dilendirilen, kapkaççılık, hırsızlık yapan çocuk veya gençlerin artması karşısındaki tedirginliğimiz yadsınmıyor. Bu rahatsızlığın azaltılması yönünde yapılacak çok şeyimiz olsa gerek... Devletin bu konudaki hassasiyeti kadar, toplumsal duyarlılığın olması da çok önemli. Çünkü bu sorun sadece bir kesimi ilgilendirmiyor. İç içe hepimizi doğrudan ta başından ilgilendiren bir konu. "Sokak çocuklarına" bir "sokak kedisi" gibi bakmadan algılamayı öğrenmek, ileride yeni sorunlar doğurmayacak, sokaklarımız ve bu çocuklar daha güvenilir olacaktır. Sokaklardaki bu kendi hallerinde yaşayan tiner çekerek kimini öldüren, kiminin parasını çalan bu çocukların, gençlerin düzenli bir aile ortamı hatta ailesi olduğunu söylemek mümkün değil. Durumun önemini kavramakta ne kadar gecikirsek, hem bu kesimin çoğalmasını sağlarız, hem de istenmedik olaylarla daha çok karşı karşıya kalırız. Geçenlerde; kimi zaman bir cami avlusuna, kimi zaman bir bank üzerine terkedilmiş bebeklerin veya daha büyük yaşlarda getirilip bırakılan çocukların yaşadıkları yurtlardan sadece biri olan Ankara'daki Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu Atatürk Çocuk Yuvası'nı ziyaret ettik. Türk Telekom personelinden bazıları burada yaşayan kimsesiz çocukları bir nebze olsun sevindirmek için giyecek ve oyuncaklardan oluşan hediyeler alarak yurda gittiler. Yurda gidene kadar her şey normaldi. Kimsesiz çocuklara gidiyorduk sadece. Gidiyor olmak normaldi de kapıdan içeri girince her şey birden değişiverdi. Daha bir aylık iki, üç, dört, beş aylık bebekleri gösterdiler: İnsan yüreğinin dayanamadığı görüntülerdi. Dünyadan, olup bitenlerden haberleri yoktu. Kimi uyuyor kimi de boş boş bakıyordu. Ne kadar güzeldiler. Bu bebeklerin geleceğine ilişkin kaygıları bir film şeridi gibi kafamdan geçirdiğimde donup kalmıştım odada tek başıma... Daha sonra başka gruplardan oluşan bölüme götürdüler bizleri. Yaşları 4,7 arasında bulunan çocukların odasına girince olan oldu. Bütün çocuklar kimi görse "annem gelmiş" diye boynuna sarılıyor ve hiç bırakmak istemiyordu. Ardından daha kötüsü oldu... "Annelerini" sevdikten sonra belki de baba kokusu alacakları kişiye, bana gelmişti sıra. Saldırıya uğramıştım. "Baba, baba" sesleriyle inliyordu her yer. Ne yapacağımı şaşırmış bir durumda bir onu kucaklıyor bir ötekini kucaklıyordum. Her anlamda yorulmuştum. Ama onlar hala bırakmak istemiyorlardı. Öpüyor, öpüyor öpüyorlardı... Sarılıyorlardı. Daha fazla duramadım ve kendimi dışarı zor attım. Sigara içmeye başladım. 7 veya 8 yaşlarında bir erkek çocuk geldi içeriden yanıma. Onu sanki içeride görmemiştim. "Buraya ilk gelişiniz mi" dedi. "Evet" dedim. Adını sordum, tanıştık. Anlatmaya başladı: " Bizleri zaman zaman koruyucu aileler alır götürürler bir
-iki günlüğüne. Sonra dönmek istemezsiniz." "Neden, burada iyi bakmıyorlar mı size?" "O aileler daha iyi bakıyorlar. Güzel, değişik yerlerde dolaştırıp çeşitli yiyecekler alırlar bize. Ben çocukların içinde en büyüğüyüm. Siz de mi bizi alıp gezdireceksiniz." Ne evet diyebildim ne de hayır. Bir kelime dökülmedi dilimden. Adı Fatih' ti... Bu ismi de büyük bir olasılıkla yurt vermişti. Hiç değilse bir adı vardı. O benim göz bebeklerimin içine bakarken, ben gözlerimi kaçırdım. İlk kez yaşadığım böyle bir durumda kendimi suçlu hissettim. O anda ona "evet" mi demeliydim? Çünkü Fatih'in beklediği cevap oydu. Ezildim, yüreğim burkuldu , o kadar farklı bir durumdu ki... Yukarıda daha kaç tane Fatih gibi duygularda olan çocuk vardı... Fatih hepsinin adına konuşuyordu sanki benimle.. Fatih'e ikinci kaçamağımı "ben yukarı çıkıyorum" demekle yaptım. Aslında ne yapacağımı da bilmiyordum. Arkadaşlar getirdikleri giysileri tek tek kendi elleriyle giydiriyorlardı çocuklara. Burada tam bir bayram günü yaşanıyordu. Çocukların sevinçleri koridorları inletiyordu. Fotoğraflarını çekerken, kapının önünde Fatih'in konuşmaları aklıma geliyor. Derken anne gibi sarılıp kokladıkları arkadaşlardan sonra yeniden bana yöneliyor çocuklar. İşte o zaman benim şaşkınlığım iki katına çıkıyor, adeta depremde enkazın altında kalıyorum, duygularım beni fazla ele vermeden arkadaşlara "dönüyor muyuz" dediğimi hatırlıyorum. Buraya gelmeden önce ne yaşayacağını bilmeyen bizleri şimdi daha zor bir durum bekliyordu: Gerçek ana babalarını belki de hiç tanımayan bu çocukların o kısacık sürede bize üstlendirdiği sorumluluğun yükü ağır basıyor... Ben, "Fatih başka neler söylemek istemişti acaba" diyerek düşüne duracağım. Belki Onu büyümüş bir meslek sahibi olmuş olarak göreceğim. Ama bir yandan da kendi çocuğumun ne kadar şanslı doğduğunu düşündürüyor Fatih bana... İyi de bu çocukların günahı neydi?! Neden onlar da şanslı değildiler?! Hele o minicik pamuk elli bebekler... Neden onlar ana sütünü, sıcaklığını ve baba şefkatini görmesinler?! Onları o kadere terk eden anne
-babası ne kadar suçlu, biz ne kadar suçluyuz? O çocuklara oyuncak, giysiler alıp ve lunaparklara götürerek kısa süreli sevinçler yaşatabiliriz. Ama gerçek ana babasının yerini doldurabilir mi bu yapılanlar? O yurdun kapısı belli ki herkese açık. Ve bizden sonra da oraya gidenlere de sarılacak bu yavrular. Anne ve baba sesleri yine çınlayacak. Ve sorular sorulacak. Kaçamaklar yaşanacak. Asıl önemlisi ne zaman gerçek anababaları onları koklamaya, sevmeye ve oradan alıp götürmeye gelecek... Gelecekler mi?

     

**BİR OYUN**


Bike Champ 2
Nasıl Oynanıyor ?
Oyunun resmine tıklayın. Açılan pencerede oyunun yüklenmesini bekleyin. W, A, S, D tuşlarını veya Yön Tuşlarını kullanarak motorunuzun ilerlemesini sağlayın. 
Diğer oyunlar için Oyun Sayfamız.

FIKRA.NET Mail Grubuna üye olmak ve her gün birçok mizah içerikli yayın okumak ve paylaşmak isterseniz lütfen aşağıdaki formu kullanarak kayıt olunuz.
Unutmayın FIKRA_NET Mail Grubuna Üye Olmak Bir Ayrıcalıktır!!!

Fikra_Net Grubuna Üye Ol
Powered by groups.yahoo.com

FIKRA.NET bir Fıkra, Karikatür, Hikaye, Video, Oyun sayfasıdır. Fıkralar içinde Temel fıkraları, Sarışın fıkraları, Nasrettin Hoca fıkraları ve Çeşitli fıkralar mevcuttur. Bunların yanında sayfamızda Fıkra gibi olaylar, Kısa hikayeler, Karikatürler, Komik Videolar, Oyunlar, Yurdum insanı bölümlerini bulabilirsiniz.

FIKRA.NET © 2001 Bütün hakları HALİT KINCAL Tarafından Saklıdır.


SAYFA İÇERİĞİ

853-Fıkra,
85-Günün Sözü,
216-Karikatür,
48-Fıkra Gibi,
92-Hikaye,
47-Duvar Yazısı


İÇERİK ARAMA

ARKADAŞIMA
ÖNER

Sizde sevdiklerinizi güldürmek istiyorsanız.

Adınız

Email'iniz

Arkadaşınızın Adı

Arkadaşınızın Email'i


Sahibinden
 Sahibinden