İki adam Akmerkez'de karılarını kaybetmiş hararetle arıyorlarmış. Ortada koşuşturup dururken birbirlerine çarpmışlar. Ne oluyor birader demeye kalmamış birisi; "Kardeş kusura bakma karımı kaybettim de onu arıyorum" demiş. Diğeri; "Sende kusura bakma ama bende karımı arıyorum" demiş. Adamlardan birinin aklına bir fikir gelmiş ve demiş ki; "Arkadaşım, madem ikimizde karılarımızı arıyoruz, karılarımızın tipini birbirimize tarif
edelim ve ayrı ayrı yerlerde aramaya başlayalım. Eğer rastlarsak saat 12
'de Mc Donald's 'ın önüne gitmesini söyleriz demiş. Diğeri tamam demiş ve
başlamış karısını tarif etmeye; "Benim karım sarışın, mavi gözlü, 21
yaşında, 1.75 boyunda, 60 kg, topuklu beyaz ayakkabı ve kırmızı mini
etekli tek parça elbise giyiyor" demiş. Ve diğer adama "Senin karın nasıl biri ?" diye sormuş. Diğer adam; "Boşver benimkini seninkini arayalım..."
Karanlık aydınlıktan,yalan doğrudan kaçar.
Güneş yalnızda olsa etrafına ışık saçar.Üzülme!!!
Doğruların kaderidir yalnızlık.
Kargalar sürü ile kartallar yalnız uçar.
Yıllar önce bir Karadeniz kasabasında görev yaparken, kansızlık nedeniyle başvuran bir hastamı muayene ediyordum. Konjoktiva dediğimiz alt göz kapağının içine bakarken, bir yandan da : "Amca sende basur mu var?" dedim. Kansızlığın baş sebeplerinden biridir ve Karadeniz'de bu duruma sık sık rastlanır.. Amcanın dışarı çıkarken yanındaki arkadaşına söylediğini hâlâ hatırlarım... "Ne doktormuş be, helal olsun..! Gözümden baktı, götümdekini gördü."
John Blanchard oturduğu banktan kalktı, üzerindeki
denizci üniformasını düzeltti ve şehrin büyük tren istasyonundaki
insanları incelemeye koyuldu. Gözleri o kızı arıyordu, kalbini çok
iyi bildiği, ama yüzünü hiç görmediği, yakasında gül olan o kızı.
Ona olan ilgisi bundan on üç ay önce Florida'da bir
kütüphanede başlamıştı. Raflardan aldığı bir kitabın içindeki yazıdan
çok etkilenmişti... Kitaptan değil, sayfalardan birinin kenarında
kurşun kalemle yazılmış minik notlardan... Yumuşak el yazısı
düşünceli bir ruhu ve insanın içine işleyen bir karakteri yansıtıyordu.
Kitabın baş sayfasında, o kitabı en son okuyan kişinin ismini gördü:
Bayan Hollis Maynell.
Biraz zaman ve çaba sonunda adresini buldu. Bayan
Maynell New York'ta yaşıyordu. Blanchard ona kendisini tanıtan
ve mektup arkadaşı olmayı teklif eden bir mektup yazdı. Ertesi gün
de İkinci Dünya Savaşı'na katılmak için Avrupa'ya doğru yola çıktı.
Daha sonraki bir yıl bir ay boyunca birbirlerini mektuplarla tanıdılar.
Her mektup kalplerine düşen bir sevgi tohumuydu sanki. Bir
romantizm başlıyordu. Blanchard kızdan bir resmini istemişti, ama
kız reddetti. Kendisini gerçekten önemsiyorsa nasıl göründüğünün
ne önemi vardı.
Sonunda Blanchard'ın Avrupa'dan dönüş günü geldi
çattı. İlk buluşmalarını ayarladılar... New York Tren İstasyonu'nda
akşam saat tam 7'de. " Beni tanıman için" diye yazmıştı kız
mektubunda, " ceketimin yakasında kırmızı bir gül takılı olacak."
İşte saat tam 7'ydi ve Blanchard yüzünü daha önce hiç görmediği,
ama kalbini sevdiği o kırmızı güllü kızı arıyordu.
Hikâyenin gerisini Bay Blanchard'dan dinleyelim:
" Birden genç bir kızın bana doğru yürüdüğünü farkettim.
İnce ve uzun boylu, dalgalı sarı saçları o güzel kulaklarının önünden
omuzlarına düşmüş... Çiçek rengi mavi gözlü. Dudaklarının ve
çenesinin muntazam kıvrımları ve açık yeşil giysisiyle insana sanki
baharın geldiğini müjdeleyen bir kızdı. Ben de ona doğru yürümeye
başladım. O kadar etkilenmiştim ki yakasında gül olup olmadığına
bakmak aklıma bile gelmedi. Ona yaklaşınca, dudaklarında hafif ve
tahrik edici bir gülümsemeyle bana ' Benimle ayni yöne mi gidiyorsun,
denizci?' diye fısıldadı. Neredeyse kontrolsüz bir şekilde ona doğru bir
adım daha attım ve o anda Hollis Maynell'i gördüm.
Kızın tam arkasında duruyordu. 40'ını çoktan geçmiş,
grileşmeye başlamış saçlarını şapkasının altında toplamış... Şişmana
yakın, kısa boylu, kalın bilekli ayakları topuksuz ayakkabılara
gömülmüş. Kafamı çevirdim, yeşil giysili kız hızla uzaklaşıyordu.
Kendimi ikiye bölünmüş hissettim; arzularım kızı takip etmemi,
ta içimden gelen bir istek ise ruhu bir yıldır bana eşlik eden kadınla
kalmamı söylüyordu.
İşte orada öylece duruyordu. Solgun, kırışık suratı kibar
ve duygulu, gri gözleri sıcaktı. Çekinmedim. Beni tanımasını
sağlayacak mavi deri ciltli kitabı ona doğru tuttum. Bu aşk olamazdı,
ama, mutlaka değerli, belki aşktan da güzel, çoktan beri minnettar
olduğum ve olacağım bir arkadaşlık gibi bir şey olabilirdi.
Kadını selâmladım, her ne kadar gizlemeye çalıştıysam da
pek başaramadığım hayal kırıklığımı belli eden sesimle ' Ben Teğmen
John Blanchard, siz de Bayan Maynell olmalısınız. Sizinle
buluşabildiğim için çok mutluyum. Sizi yemeğe götürebilir miyim?'
diye sordum.
Kadının yüzüne bir gülümseme yayıldı:
'Neden bahsettiğini bilmiyorum delikanlı' dedi, ' ama şu
az önce buradan geçen yeşil elbiseli kız bu gülü yakama takmamı rica
etti benden ve eğer siz beni yemeğe davet edecek olursanız kendisinin
sizi caddenin karşısındaki büyük restoranda beklediğini söylememi
istedi. Dediğine göre bu bir çeşit sınavmış."
**BİR OYUN**
Robo Slug 2
Nasıl Oynanıyor ?
Oyunun resmine tıklayın. Açılan pencerede oyunun yüklenmesini
bekleyin. W, A, S, D tuşlarını veya Yön Tuşlarını kullanarak robotunuzun
ilerlemesini sağlayın. Hedef almak ve ateş etmek için farenizi ve sol
tuşunu kullanın.
FIKRA.NET Mail Grubuna üye olmak ve her gün birçok mizah
içerikli yayın okumak ve paylaşmak isterseniz lütfen aşağıdaki formu kullanarak kayıt olunuz.
Unutmayın FIKRA_NET Mail Grubuna Üye Olmak Bir Ayrıcalıktır!!!